25 Kasım 2011 Cuma

ÖSYM

En anlamsız sınavlar,en yalan dolan,en saçma kuralları olan... Alın işte bakın hepsi bu kurumdan çıkıyor. Mecburiyetimin verdiği çaresizlik gerginliğe dönüşürken "şu tez bitsin de doktoraya bakarız" diyorum ama onun için de şimdiden girmem gerekiyor 'Ales'ine osuna busuna. Geçen hafta KPDS'ye girdim mesela. İzlenimlerimi aktarmak istiyorum.



Dünyanın en dandik sınavı olmanı geçiyorum Kpds, ama kopya için önlem almak konusunda azcık eşşeğin bir tarafına su kaçırmamış mısın? Sanki sınav salonlarında kopya çekildi de sınava giriş ve sınav anı güvenlik önlemlerinde reforma gitmişler.Yazık. Nasıl bir yanılsamalar dünyası anlamıyorum ki.

En komik önlem ise; sınıfın taaaaa köşesinde duran ucube bir dolabın içindeki sözlüğü 4 kişinin elleri üstünde dışarı çıkarmasıydı. Sanki bomba buldular anasını satayım. Uğultular duyuluyor bir yandan: "sözlük, sözlük gerçekten,hem de İngilizce-Türkçe, sınav İngilizce müdürüm, hemen çıkartalım" Hay Allah ya. Sınıfta 3 görevli varken, sınavın ortasında en arka sıradan kalkıp 500 sf.lık sözlüğe bakıp geri dönmemi nasıl da engellediler, helal olsun. Alkışlar bu görev adamlarına.

Bu pazar da Ales var. E napiyim? Doktora neyin yapacağız, adam olacağız bu devlete.

Midyat, Seyfo, gülün!

8 Ekim 2011 Cumartesi

24 Eylül 2011 Cumartesi

Özlerim ben.

Ben bugün çok özledim birçok şeyi. Sonra farkettim ki her gün özlüyorum. Bu histen kurtulmayı nasıl başaracağım bilmiyorum. Farkındasın en azından ters giden şeyin, halledersin koçum diyorum ama o kadar farkındayım ki halledemiyorum. Dünden beri algılarım fena açık. Dün bunu söyleyince çok güldüler bana ama öyle. Her konu hakkında fikir yürütmek, herkes ne yapıyor bilmek, her derde deva olmak istiyorum. Aynı anda birden fazla yerde olmak istiyorum. Böyle bir yandan coşku, bir yandan özlem doluyum. 4 duvar arasına sığamıyorum. Şu an bilet verseler, bununla istediğin yere gidebilirsin deseler, al bu da paran devamı da bankada, git hayatını kur bir yerde bacım deseler gidemem ama istediğim bu! Bilmem anlatabildim mi?

Şu ara İtalya'ya ait birçok şeyi özlüyorum. Oradan dönmeye yakın sürekli bu şarkıyı dinlerdim. Yine gelsin.Belki o zaman daha açıklayıcı olurum. Sözün bittiği yerde müzik başlasın. Melankolik ruhum, defol git oğlum.




23 Eylül 2011 Cuma

Kendimden dışarı baktım ve ben geri döndüm.

Sanki hep buradaymisim gibi yazacagim, hic gitmemisim gibi o yüzden sasirmayin. Bir bakiyorum ki Subat'tan beri yokum. O zamandan bu zamana olan süreci hiç anlatmasam olur bence. Italya sonrasi gelen is ve güc disinda kayda deger zamazingolar girmedi hayatima. Çikmadi da. Her sey yerli yerinde biraktigim ve olmasi gerektigi gibi. Galiba. O yüzden ben bugünden baslayayim yazmaya. Biliyorsunuz ben tamamen bana ve hayatima dair seyler yazarim burada. Sanirim artik isler degisecek cünkü artik ben kendimden pek bahsetmez oldum bu aralar. Tez ve is hücrelerimde su anda. Bu arada çok yeni bir sey var hayatimda. Rutinimi kiran ve cok sevdigim. Bu yeni seye daha sonra deginmek istiyorum. Biraz ilerleyeyim, biraz havam olsun da ahkam keseyim istiyorum buralarda.

I'M JACK! OH NO, BACK!
Tezimin en güzel bölümlerindeyim. Böyle postmodern tüketimin suyunu çikarircasina hatta alakasiz yansimalarini sömürürcesine okuyorum, özetler çikariyorum, soruyorum, sorguluyorum. Feci motiveyim canim, öyle böyle degil. "Bu Subat'ta o tez bitecek" diyen bir anne büyütüyorum içimde. 

Simdi benim böyle disiplin ve düzeni oturtmus küçük hanimefendi konusmalarima bakmayin. Hala icgüdüleriyle yasamayi seven, panik ve kontrol delisi ve hala bosvermisligi, dinginligi arzulayanim ben. Daha önce kendimden çok bahsettim. Artik kendimden disariya bakma zamani geldi. Hayata müdahale, kisitlama, hiyerarsi, güven arayisi... Bunlarin hiç bana göre olmadigini anlamam çok da zor olmadi. Olmadi ama acili oldu. Hatta en son ne yazmisim kendime ben bir bakayim;
"Kisitlama acilidir, aciya karsi savunma da kendi acilarini yaratir."

Ben kendimi savunurken, kendimi disarida tutmaya calisirken özgürlügüm ugruna en cok aciyi iste o zaman cektim. Acilarin yok oldugunu hissediyorum. Ya da artik ben hissedemiyorum.:) Ben bu süreçte kaybetmeden kazancin olamayacagini da ögrendim ama uygulayamadim. Kaybetmeyi göze alamadigim için dönüp arkami gidemedim. Oldugum yerde durdum ve kendi yöntemimle savastim. Hala da acisiz bir sekilde o düzenin o hiyerarsinin tam ortasindayim ama bu sefer savasmiyorum. Bosvermislik kismen tamamlanmis, dinginlik ise dünyama hiç gelmeyecek saniyorum.

Ve gördügünüz gibi hala karamsarim.

Sevgiler...

15 Haziran 2011 Çarşamba

14 Şubat 2011 Pazartesi

demin de söylemiştim sana; sen de yap güzel oluyor.

1 haftalık gudubet Eleanor, Cumartesi günü buraları terketti. Hem de hiç arkasına bile bakmadı. Terbiyesiz. Yanına al, bir yuva ver, büyüt, bırakma, diren...O bir anda haydi bana eyvallah desin gitsin. Bir gariplik vardı zaten. Gitmesine yakın bir tebessüm etti oradan anladım. Sesi kesildi. Oraya buraya çemkirmemeye başladı son günlerde. En önemlisi kendi kendine konuşmadı 2 gündür. Hissetti herhalde. Zaten çok olmuştu son zamanlarda. Yük olmuştu. Ayıp ama öyle. Gelmese de olur uzun süre. Özlemem. Severim ama bu kadar işte. Az kalsın gitsin.

Bir oh dedim ben. Bir rahatladım. Her şey güzel olacak inandım. Bir anda oldu. Belirsizlikler çok yoruyor beni. Hayata tutunmak için ip değil demir arıyor gözlerim. Bir demir atayım da hiç çıkmasın oradan. Sağlam dursun. En önemlisi bileyim ki orada olsun. Sıkıcı mı? Kesinlikle. Bunu çözümlemek baya bir zamanımı aldı. Kazanılmış, daha önce hiç sesi soluğu çıkmayan sabrım harekete geçti, hayata katı değil olduğu gibi bakmaya karar verdi. Sıkacaksın dişini dedi, paçamdan tuttuğu gibi aşağı çekti ki ben o sırada yüksekler yükseği duvarımdan öteye, yerimde zıplayarak bakmaya çalışıyordum.

Farkında olmak. Farkında olmak için sorgulamak, yastığa başını koyduğunda hemen uyumamak!, oda duvarlarındaki resimlere, tavandaki sinir bozucu boya çıkıntısına, odanın köşesinde duran tenis raketine, parfüm şişesine, rengarenk ojelere, saate, "Pinacoteca di Brera" biletine,1 haftadır okunamayan kitaba bakmak ve ben ne yaptım?, ne yapıyorum? diyebilmek....Demin de söylemiştim ya sana: Kendinin, ne olduğunun farkında olmak, en azından olmaya çalışmak...

O yüzden ben derim ki,

...sen de yap güzel oluyor!


10 Şubat 2011 Perşembe

back to reality!

Ben geldim! demediğimi farkettim tam 1 aydır. Öyle bir gelmişim ve görmüşüm ki unutmuşum bile neler oldu orada ya da neler bitti. İyi ki sen varsın "eleanor"! Okudum okudum mutlu oldum.

Çok kısıtlı bir zamanda, çok uzun zamandır bekletilen bu postu yazmak istemek aslında yazmak istememek mi demek?

İnanın bilemiyorum ama gerçeğe döndüm ve bu benim hiç hoşuma gitmedi. Sevgiler.

5 Ocak 2011 Çarşamba

foggy day

Another foggy day in this old town
Hidden by the mist that's all around
I walk the street though they don't know my name
Been so long call them home all the same


Bu şarkı benden bu sisli şehre gelsin. 11'ine kadar veda nameleri yükselecek buradan. Sıkılmayın lütfen.

edit

fizy'nin Türkiye'de kapatılması gerçeğini şu an hatırlayarak söveyazıyorum ve buyrun buradan yakın diyorum

4 Ocak 2011 Salı

dön dedi bana İzmir.

Bir elveda yazısı yazmanın vaktidir şimdi. Elveda yazısını hak edecek kadar yaşadım sanıyorum burada. 3 ay, 3 aydır. 2010'un sonu geldi ben gider oldum buralardan. Benim 2010'um bol bol oldu. Vedalı, inişli, çıkışlı, dersli, tezli, işli, nişanlı oldu. Ona da elveda dedim. Mutlu yıllar btw!

2011 biraz kötü geldi bana... Başka bir ülkenin başka güzel bir şehrinde Genova'da 4 senedir görmediğim şeker arkadaşımla karşılasam da onu, buruktu içim. Sonrası da buruk oldu. 38,5 derece ateşle gözümü açtım Ocak ayının ilk gününe. Sonrasında panik bir İtalyan doktor, 1000 mg.lık Augmentin antibiyotik ve hoşçakal ciğerlerim.

Bir yere veda ederken grip olma gibi bir geleneğin öncüsü olduğumdan bahsetmiş miydim daha önce? Hemen bahsedeyim. Şu ana kadar nereye gidersem gideyim, ne kadar kalırsam kalayım yaz olsun kış olsun farketmez hep dönüşe 1 2 3 gün kala grip olurum ben. Ne bünye ama... Terk edişlere hafif yüreğimden daha önce bahsetmiştim. Fillerini de mikroplarını da alıp geliyor acımasızca.

Hem gitmek isteyip hem de kalmak istemek nedir bilirsiniz. Allah kimsenin başına vermesin diyor, İtalya "en"leriminden oluşan top 10 listemi beğenilerinize sunuyorum:

1- Roma...Nasıl güzel bir şehirdin sen Roma, hala öylesin de benim değilsin?!?
2- Sicilya şarapları ve peynirler... İçtim, yedim, sevdim.
3- Uffizi...Müzelerin en güzeli, en büyüğü, en bitmeyeni.
4- Venedik sokakları...Soğuğa, yağmura, kanal baskınlarına aldırmadan saatlerce yürürüm gıkım çıkmaz.
5- Marocchino...Sadece bir kahveyle kısıtlamak istemiyorum ama bu kahveyi çok sevdim ben...Sadece Piemonte'de biline.
6- Mishito'yla sabah brioche'ları...Taze ve sıcak bir brioche için sabah 6'ya kadar uyumayan bir ben bir ben daha.
7- Christmas ışıkları...başka yerleri bilmem ama Torino, Roma, Milano sokakları coşkuma coşku kattı benim.
8- Little House...Öğlen yemeklerinin vazgeçilmez aile restoranı, bir "aile salonumuz klimalıdır ve üst kattadır" yazısı eksik, o kadar Türk ama İtalyan, o kadar şeker bir aile. Mamaları da pek güzel.
9- Broşlarıma broş kattığım, adını unuttuğum Corso Liberta'daki tükkan...
10-Torino, River Po...Ben orada huzuru buldum nedense. Hıçk!


Top 10, sondan başa yapılmaz mıydı? Coşkumu mazur görün:)

Geldikten sonra, Defnoş yumuşması, anne baba abla kucaklaşması, minnoş Muffin le Oi Va Voi konseri, dostlarla 3 gün geri sayımla kavuşma, başlı başına bir İzmir gibi önemli detaylar "elveda"mı kolaylaştırıyor. Zor çıkacak bak ama yine...
Elveda Vercelli...Baybi.

şarkım da bu olsun, çok da hüzünlenmeyelim: